10 Muharrem 61/ 10 Ekim 680 tarihinde Kufe yakınlarındaki Kerbela mevkiinde İslam tarihinin en hazin olayı yaşandı. Peygamber Efendimizin “gözümün nuru” ve “Cennet gençlerinin efendileri” “Beni seven onları da sevsin” dediği ağlamasına bile gönlünün razı olmadığı torunlarından Hz. Hüseyin ve 72 yakını Kerbela’da şehit edildi. Bu şehadet, İslam ordularının cihat amaçlı savaşları sonucu olan bir şehadet değildi. Müslümanın, Müslümanla savaşı olarak da görülemeyecek bir olaydı. Buna savaş demek de mümkün değildi. Çünkü savaşlar ordular arasında yapılır. Bir yanda binlerce askerle öldürmeye programlanmış bir ordu, diğer yanda Hz. Hüseyin ve emzikli çocuklar ve kadınlardan oluşan yetmiş üç insan vardı. Ne hazin, ne acı ki yanlış duymadınız 73 cana karşı binlerce kişiden oluşan bir ordu. Bu karşılaşma bir savaş değildi.

Kerbela, mazlum ile zalimin, bâtın ile zahirin, dünya hırsı ve nefis ile Hakk aşkının karşılaşmasıydı. Bu karşılaşma Yezid’i ve Şimr’i zulmün bu dünyadaki yüzü, Hz. Hüseyin’i ise Şehitlerin serdarı yapıyordu. Bu şehadet farklıydı. Çünkü mazlumun zulme karşı duruşunu, Hakk için şehit olmayı, Hakk’a teslimiyeti, bâtın çerağını bir ömür uyanık tutacak ışığı içinde barındırıyordu.

Kerbela hadisesi, hazin ama şerefli bir hikayedir. Kerbela olayı, İslam toplumunda çizgilerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Peygamber efendimizin torunlarının ve Ehlibeytinin katledilişi İslam âlemini derinden etkilemiştir. Hz. Hüseyin ve 72 yakınının zulüm karşısındaki duruşu ve şehadet şerbetini içtikleri ana kadar yaşadıkları on günlük eziyet insanların yüreğini dağlamıştır. Bırakın İslamiyet’i insanlıkla bağdaşmayan bir şekilde binlerce kişilik bir ordunun 73 insanı on gün boyunca aç ve susuz bırakması, emzikli bebeklerin oklanarak öldürülmesi, kadınlara yapılan eziyetler o kadar etkili olmuştur ki bugün bile o acıyı yaşayan ve paylaşmak isteyen milyonlar vardır.

Âşıkların dediği gibi, Kerbela’da olanlara “yerde insan, gökte melek, dağlar taşlar, bütün kainat ağlamıştır.” Bu ne büyük sevgidir ki Kerbela şehitleri ve Hz. Hüseyin için on dört yüzyıldır gözyaşı dökülmektedir. Hz. Hüseyin için bugün de mersiyeler yazılmakta ve söylenmektedir. Kerbela hadisesi gerçekten inanan her insan tarafından hüzünle yad edilmiştir. Ama bir topluluk vardır ki onlar için Hz. Hüseyin’in ve Ehlibeyt’in yeri farklıdır. Onların hayatının her anında Ehlibeyt aşkı ve Hz. Hüseyin’in yası vardır. Alevi-Bektaşiler Ehlibeyt muhabbetini kendilerine yol edinmişlerdir. Yolları, erkânları Ehlibeyt aşkı ve hayatları üzerine teşekkül etmiştir. Bu sebeple onlar için Muharrem ayı, Kerbela hüznüne bürünmeyi ifade eder. Kerbela’da çekilen acılara ortak olmayı, Hüseyin ile haldaş olmayı dilerler. On Muharrem oruçlar tutarlar. Kerbela’da yaşananları nefislerine ve bedenlerine yaşatmak isterler. Muharrem ayı onlar için farklı bir dünyaya geçiştir. Bu dünyada yas ve hüzün vardır. Bütün dünyada Kerbela’da çekilen acılar vardır. Onların her biri, Hz. Hüseyin’in yanındaki 72 kişiden biri olmayı arzularlar. Kerbela’daki susuzluğu hissetmek için su içmezler, et yemezler, sahte gözyaşı dökmemek için soğan başı bile kesmezler. Onlar, özünü ağlatmaya çalışırlar. Yörelere göre değişmekle birlikte 10-12 ve 15 gün oruç tutarlar. Kerbela hadisesini Maktel-i Hüseyin ve mersiyelerle evlerine taşırlar.

10 Muharrem, aşura günü, Hz. Hüseyin’in şehadeti gerçekleşmiştir. Bugün aşureler pişirilir. Oruçlar tamamlanır. On muharremde hem hüzün hem de umut ve sevinç vardır. Bu sebeple aşurenin bir kısmını tatlayıp yasın bitişi ve ağız tatlılığı için oruçlarını açarlar. Diğerine tuzlayıp çorba yaparlar. Tuzlu çorba Hz. Hüseyin’in yasını, tatlı çorba ise, Ehlibeyt soyunu devam ettirecek İmam Zeynelabidin’in kurtuluşunu simgeler. Kerbela olayında bu anlamda bir yeniden doğuş vardır. Bütün yok etme cabalarına rağmen Ehlibeyt nesli devam etmiştir. Ama bizce asıl önemli olan Hz. Peygamber Efendimizin “Ben ilmin şehriyim Ali Kapısıdır” hadisi ile işaret ettiği bâtın kapısı kapanmamıştır. Hatta Hz. Hüseyin’in onurlu duruşu ve şehadeti ile daha da güçlenerek bu günlere taşınmıştır. Kerbela’da Hz. Hüseyin yenilmemiştir. Sık sık kullanılan bir hadis olarak karşımız çıkan “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”  Bu sebeple Hz. Hüseyin şehadeti ile şeytanın ne olduğunu insanlığa anlatmıştır. Hz. Hüseyin kaybetseydi. Bugün biz burada olmazdık. Onun duruşu bundan fazlasını da hak ediyor. Onun kahramanlığı hepimize bir işaret. O bize içimizdeki Yezidi ve Yezidleşenlerin yüzünü gösterdi. Hakka teslim olmayı, Bâtın ilminin kapısını açık tuttu.

Bu sebeple Muharrem ayı ve Kerbela hadisesi Hz. Hüseyin ile özdeş bir hal aldı. Hz. Hüseyin, aşkı dil, ırk ve bütün her şeyin üstünde bu toplumu etkilemiştir.

Bu toplum Kerbela’yı özünde hissetmiştir. Hz. Hüseyin’i anlamak gerek, o kendisine gözyaşı dökülmesi için Hakk’a teslim olmadı. Onun asıl amacı, içimizdeki Yezid’i bize göstermekti. Çünkü biliyordu her insanın için Hak’tan emanet bir ruh vardı. Ama seni her an Yezid yapabilecek bir nefsten de haberdar idi. O yüzden Hünkar Hacı Bektaş Veli yolu sorduklarında “edep” dedi. Elsiz, dilsiz ve belsiz olun istedi. Çünkü Hz. Hüseyin elsiz, dilsiz ve belsiz teslim oldu. Nasıl Hz. Ali, ben Kuran-ı Natık’ım derken bende Allah’tan başka bir şey yok mesajı veriyordu. Bugün bunu daha iyi anlamak lazım. Muharrem ayları teslimiyet ayları olmalı. Hz. Hüseyin’in işaret ettiği gibi, yaşamaya çalışmalı, nefsi fakir, Hakk aşkını zengin baş tacı etmeliyiz.

Bu inanç, bir irfan mektebidir. Ben bunu her gittiğim yerde gördüm. Okuma yazma bilmeyen filozof şairler yetiştiren, bir şiiri ile bütün tasavvuf kapılarını açan bir mektep. Asırlardır bu aşkı muhabetti taşımış gelmişler. Bu insanlar kulaktan beslenerek bu günlere gelmişler. Ama en önemlisi içindeki aşkı bulmuşlar ve aşk ile yol almışlar.

Aleviler hayatlarının her anında ve ritüellerle Hz. Hüseyin’in yaşadıkları yeni nesillere aktarılır. İmam Hüseyin aşkı ve yası, âşıkların sazında inileyen sedalarla mersiye olmuştur. Hz. Hüseyin, emzikli çocuklara bir yudum suyu vermeyenlere inat cemlerde sakka olmuştur ve rahmet için su dağıtır. Kerbela hadisesi cemlerde semah olup canlandırılmıştır.

“Dün ü günü arzumanım Kerbela

Varalım İmam Hüseyin aşkına

Serden başka sermayem yok elimde

Verelim İmam Hüseyin aşkına” sözleri ile Kerbela’da İmam Zeynel’in kurtuluşunu “Kerbela Semahı” ile yeniden canlandırırlar. Hz. Hüseyin muhabbetin olmadığı ne bir cem ne de bir muhabbet meclisi yoktur.

Kerbela ve Muharrem ayı birlik günüdür. Hz. Hüseyin’in yası Alevisi, Sünnisi bütün Müslümanları bir araya getirir. 10 Muharrem’den sonra evlerde aşureler pişirilir ve hep birlikte paylaşarak yenir. 10 Muharrem gününe yüklenen anlamların hepsinde bir yeniden doğuş vardır. Nuh’un tufandan sonra karaya çıkarak yeniden hayata kucak açar. Yunus Peygamber, bugün balığın karnından çıkmıştır. İmam Zeynel, söndürülmek istenen bâtın çerağını bugün söndürülemeyeceğini hayatta kalarak ilan etmiştir. Bugün hüzün ve umudun bir arada olduğu gündür. Bizim temennimiz de Aşure günlerinin Muharrem oruçlarının birleştirici maya olmasıdır.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet ERSAL

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.