Değerlendirmeler

İnsanlık, tarihi boyunca varoluşun sebeplerini araştırmıştır. Neden ve niçin ile başlayan sorular uygarlık tarihini inşa etmiş, tüm inanış ve felsefî doktrinler, nesnel olanı anlamlandırmanın denemeleri olmuştur. Yunan’da, Mısır’da, Babil’de, Çin’de, Hint’te ve diğer coğrafyalarda düşünce bu şekilde gelişmiştir. Varlık-dünya-yaşam sarmalında insanın ana özne olduğu temel bir gerçektir. insan, düşünme yeteneğine sahip bir varlık olarak madde alanının ve toplumsal yaşamın dinamiğidir. insan, yaşam içerisinde oluşturduğu toplumsal sistem ve kurumlarla aynı zamanda sosyal bir değerdir. insanın sosyalliği tinsel (manevî) ve psikolojik yanını da ifade etmektedir. insanın dış dünyayı sorgulama, açıklama refleksi, düşün evreninin evrelerini de oluşturmuştur. Düşünce tarihindeki ekoller kendi ontolojilerini tümsel şekilde açıklarken Alevîlik-Bektaşîlik düşün-inanç sistemleri insanı merkez alan yapılanmalar olarak gelişmiştir.

Yaşam ile ilgili sorunsalı fizik dünyada değil, insan metaforunun gelişiminde gören Alevîlik-Bektaşîlik, ideal insanı anlatmanın yanında yetiştirmenin de okulu olmuştur. Öğretinin iç terminolojisi ile kâmil insan, insanlık değerinin örneklemi olarak görülmüştür. Geleneksel bakışın yaratan-yaratılan-madde alan şeklindeki kategorik tavrına karşılık Alevîlik-Bektaşîlik, teklik-çokluk paralelliği (Vahdet-i Vücut) temelinde açıklamalar yapmıştır. insanı tema olarak ontolojik-epistemolojik yapısının merkezi yapan Alevîlik­Bektaşîlik, Tanrısal-insanî içerikli önermeleri temel manifestosu olarak kabul etmiştir. XIII. yüzyıldan itibaren Hacı Bektaş Velî düşüncesi; sosyal, siyasal ve kültürel alandaki tüm açmazlara karşılık “erkek, dişi sorulmaz muhabbetin dilinde” diyerek insan olgusuna katkılarda bulunmuştur. Alevîlik-Bektaşîlik cins, ırk, millet, inanç ayrımı yapmayarak nesneli insanın kendini tamamlamasında görmüştür. Bu düşünsel-inançsal profil, hoşgörü, eşitlik, paylaşım gibi erdemleri kendi ekseninde toplamıştır. Alevîlik-Bektaşîlik Anadolu başta olmak üzere Balkanlar ile Kuzey Afrika’yı da içine alan büyük bir coğrafyanın tarihsel, kültürel ve inançsal gerçeği olmuştur. XXI. yüzyıla gelindiğinde Alevîlik-Bektaşîlik; Avrupa, Amerika ve Avustralya’ya yerleşen mensuplarıyla bir dünya gerçeğine dönüşmüştür.

Alevîlik-Bektaşîlik düşün-inanç sistemleri, Anadolu’da XIII. yüzyıldan itibaren temellenmiştir. Hacı Bektaş Velî ve dede, baba, sultan unvanlarıyla anılan tarihî-karizmatik kişiliğe sahip dervişler, Alevîlik-Bektaşîlik sistemlerinin prototipi olmuştur. Hacı Bektaş Velî,

  1. yüzyılın ikinci yarısı ile XII. yüzyılın ikinci yarısı arasında yaşamış olan Hoca Ahmed Yesevî’nin öğretisine mensup bir eren olarak tasavvufî (içsel) karakterli bu düşünceyi Anadolu’ya taşımıştır. XIII. yüzyıl, Anadolu tarih ve kültürü için önemli bir milattır. Hacı Bektaş Velî ile çevresinde örgütlenen derviş kitlesi, dönemin tüm siyasî, askerî, sosyal, ekonomik, kültürel açmazlarına karşılık Küçük Asya (Anadolu)’da insan merkezli bir söylemi geliştirmiştir. Öğreti, Ortaçağ’ın düşünce-inanç paradoksunun dominantlığına karşılık insanlığa yabancılaşmayı öteleyen bir model sunabilmiştir.

Alevîlik-Bektaşîlik içsel ve dışsal ile ilgili çözümlemeleri sembolik bir evrende ifade etmeyi tercih etmiştir. Hacı Bektaş Velî’nin adına hazırlanan Velâyetname’de bu anlatım araçlarını görmek mümkündür. Metindeki sembolizmin en temel örneklerinin başında Hacı Bektaş Velî ve düşüncesinin, beyaz bir güvercin tasviri ile ifade edilmesi gelmektedir. Güvercin sembolü ile öğretinin tözsel gerçeği amaçladığı karakterize edilmektedir. Hacı Bektaş Velî ve Horasan erenlerinin düşünsel-tarihsel misyonlarını Anadolu ve Balkanlar’da gösterdikleri faaliyetlerde de görmek mümkündür. XIII. yüzyılda Hacı Bektaş Velî dergâhında yetişen dervişler, Anadolu ve Balkanlar’a gönderilerek düşün-inanç sisteminin temsilciliğini yapmıştır. Bu bağlamda Güvenç Abdal; Gümüşhane-Kürtün-Harşit Vadisi’ne, Karadonlu Can Baba; Sivas-Erzincan’a, Koluaçık Hacım Sultan; Uşak’a, Seyyid Cemal Sultan ve Resul Baba; Kütahya-Afyonkarahisar-Eskişehir aralığına (Doğu Ege), Sarı ismail; Denizli’ye, Sarı Saltık; Balkanlar (Doğu Avrupa)’a görevlendirilmiştir. Bu dervişler kurdukları köy, ocak ve tekkelerle bulundukları bölgelerde yaşanan iskân (yerleşme) sürecinin birincil öznesi olmuşlardır. Her biri birer sosyal-dinî önder olan erenler, etkinlik sahası oluşturdukları bölgelerdeki toplulukların toplumsal-inançsal kimliklerine etkide bulunmuştur. Sosyo-antropolojik açıdan önemli olan veri, isimleri verilen erenlerin yaşamları çevresinde şekillenen düşünsel-tarihsel yapıların yüzyıllar sonra da varlığını sürdürmesidir. Sarı Saltık’ın adına oluşan tarihî-inançsal kişiliğin XIII. yüzyıldan günümüze Balkanlar’da başta Romanya­Babadağ olmak üzere Bulgaristan, Makedonya, Kosova ve Arnavutluk’taki kutsal mekânlar aracılığı ile devam etmesi önemli bir örnektir. Öğretinin bir diğer mensubu Güvenç Abdal da aynı misyonla Hacı Bektaş Velî tarafından Gümüşhane-Kürtün-Harşit Vadisi’ne gönderilmiştir. Harşit’te Taşlıca (Şıhlı) köyünü kuran Güvenç Abdal, Kürtün ve çevresinde başlayıp daha sonra Karadeniz bölgesinin geneline yayılan sosyal-tarihî-düşünsel bir örgütleniş geliştirebilmiştir. Taşlıca köyü merkezli olarak bölgeyi iskân eden Çepniler, kısa sürede Sinop’a kadar olan yerleşkede denetim kurabilmiştir. Düşün-inanç dünyaları Güvenç Abdal aracılığında Hacı Bektaş Velî dergâhı ile ilişkilendirilen Çepniler, düşünsel-inançsal kimliklerini tarihleri boyunca korumuştur. Güvenç Abdal’ın adıyla anılan Alevî inanç-dede ocağı, günümüzde Gümüşhane, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Zonguldak, Düzce, Kocaeli, Tokat, Erzurum, Kars, Sivas, Çorum, Yozgat gibi illere bağlı yüzlerce yerleşim biriminde etkinliğini devam ettirmektedir.

Alevîlik-Bektaşîliğin tarihî-inançsal gelişimini analiz etmek için iki erenin yaşamından aktardığımız gelişmelere daha birçok örnek vermek mümkündür. Tüm bu tarihî materyalden öğretinin insan ve toplum adına geliştirdiği önermeler analiz edilebilir. Bu metodolojik tavırla Alevîlik ve Bektaşîliğin düşün evrenini tasvir etmek olanaklı hâle gelmektedir. Hiçbir siyasal, ekonomik ve askerî gücü kendine temel almayan Alevîlik-Bektaşîlik bu anlamda iktidar­egemen olma hegemonyasının dışında durarak yaşam, insan fenomenine insansal bir bakış geliştirmiştir. Bu, Alevîlik ve Bektaşîliğin uygarlığın ortak belleğine sunduğu bir kazanımdır. Hacı Bektaş Velî düşüncesinin XIII. yüzyıldaki en önemli temsilcilerinden Yunus Emre’nin “Ete, kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm” şeklindeki dizeleri, XVI. yüzyılda Sivas­Banaz’dan insanlığa seslenen Pir Sultan Abdal’ın;

“Dört şey vardır karındaşa çok lâzım,

Bir ilm, bir kelâm, bir nefes, bir saz”

şeklindeki hitabı, XVI. yüzyıl Alevî teolojisinin karizmatik temsilcisi Şah Hatayî’nin;

Bir kandilden bir kandile atıldım

Turab oldum yeryüzüne saçıldım

Bir zaman Hak idim Hak ile kaldım

Gönlüme od düştü yandım da geldim”

dörtlüğü Alevî-Bektaşî anlayışın estetik bir dorukta sözünü düşünce meclisine aktarmasıdır. Alevîlik-Bektaşîlikte söz, edebî, sanatsal alanda kalmamış, sosyal-düşünsel bir ifadeye dönüşmüştür. Bu bağlamda şiir ve müzik öğretinin iki ana anlatım aracı olarak gelişmiştir. Düşünce adına anlatılmak isteneni bilgece dillendirme marifeti, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Şah Hatayî, Kaygusuz Abdal, Viranî Abdal, Yeminî, Kul Himmet gibi yüzlerce âşığı yetiştirmiştir. Bu ozanların dilinden topluma aktarılanlar ise öğretinin insanı, yaşamı, inancı, toplumu çözümlemesi olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde âşıklık geleneğinin gelişimine söz kadar müzik de katkıda bulunmuştur. Öğretinin iç terminolojisi ile Telli Kur’ân adı verilen bağlama, doğru sözü tamamlayarak nefes, deyiş ve demeye dönüşmüştür. Bu sebeple Alevîlik-Bektaşîlik tarihi, edebiyat ve müzik gibi bilim disiplinleri açısından son derece önemli bir saha özelliği kazanmıştır.

Alevîlik-Bektaşîlik geleneksel inanç ile kurumların dışında insan, Tanrısal sevgi, eşitlik, paylaşım gibi değerleri temel aldığı için tarih boyunca iktidar, egemen kültür ve inançların reaksiyonuyla karşı karşıya kalmıştır. Tarihte Anadolu kırsal yaşamının önemli bir kitlesini oluşturan Alevî toplumu, merkez ve değerlerinin dışında durarak merkez dışı çevrenin inançsal-düşünsel kimliğini temsil etmiştir. Alevîlik, yaşamdan, sosyal gerçeklerden kopmayarak çevre nüfusun değer dünyası olarak misyonunu yerine getirmiştir. Literatürde inanç-dede ocağı şeklinde yer alan inanç kurumları, Alevîliğin temel gerçeği olmuştur. Alevî inanç-dede ocakları, dedelik ve taliplik olmak üzere Alevîlikteki iki ana statüyü iç sisteminde geliştirmiştir. Cem adı verilen ritüel organizasyon ve ikrar, musahiplik, görgü, dar, düşkünlük gibi temel inanç pratikleri, Alevî inanç-dede ocakları merkezli yaşamıştır. Ocak aidiyeti, Alevî inançlı bireyin inançsal-düşünsel kimliği olmuştur. Alevî inanç-dede ocakları arasında organize edilen ve el ele, el Hakk’a şeklinde tanımlanan yapılanışla, inançsal, kültürel, sosyal alan disiplinize edilmiştir.

Bektaşîlik Balım Sultan ile beraber ritüelleri, kurumları ve statüleri belirlenmiş bir düşün-inanç sistemi olarak organize olmuştur. ilke ve değerlerini Hacı Bektaş Velî’nin tarihî­karizmatik kişiliğinde bulan Bektaşîlik, tekke (dergâh) olarak adlandırılan inanç birimleri ile dünya insanlığına ulaşmaya çalışmıştır. Tarihsel süreçte kent merkezlerinde sistemli bir organizasyon geliştiren Bektaşîlik özellikle Balkanlar’da etkin bir varlık göstermiştir. Bektaşîlik günümüzde de Balkan coğrafyasında tarihsel, kurumsal ve inançsal varlığını sürdürmektedir. Bektaşîlik, XIV-XV. yüzyıllarda Kaygusuz Abdal’ın çalışmalarıyla Kuzey Afrika’da da örgütlenmiştir. Mısır’da Kaygusuz Abdal’ın adıyla anılan Bektaşî tekkesi XX. yüzyıla kadar bölgede öğretinin önemli bir inanç-kültür merkezi olmuştur. XXI. yüzyıla gelindiğinde Bektaşîlik, Avrupa ve Amerika gibi kıtalara temsilcileri tarafından taşınmıştır. Bektaşîlik, Hacı Bektaş Velî Dergâhı (Pirevi) merkezli olarak farklı coğrafyalarda tekke adı verilen inanç birimleri ile etkinliğini kurmuştur. Dedebaba, halifebaba, baba, derviş ve muhip olarak adlandırılan sıfatlar Bektaşî geleneğinin temel statüleri olmuştur.

Belli noktalarıyla özetlemeye çalıştığımız Alevîlik-Bektaşîlik düşün-inanç sistemleri, eren öğretisinin uygarlığa olan seslenişidir. Resmî tarih çalışmalarının, mekanik analizlerin tespitlerinin dışında Alevîlik-Bektaşîlik, ideal insan ve toplumu tanımlama girişimidir. XX. yüzyıl dünya toplumlarının kapitalist, tek kutuplu bir dönüştürme ile karşı karşıya kaldığı bir dönemdir. insan ve değerlerinin kaybolduğu bireycilik ile pragmatizm mantığının benimsendiği çağımızda insanlık büyük bir sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal çözülme ile karşı karşıyadır. Buna karşın Hacı Bektaş Velî’nin insana önem veren bilgeliği, Yunus Emre’nin inanç ve düşüncedeki duruluğu; Pir Sultan Abdal’ın, yaşamdaki coşkunluğu; Edib Harabî’nin gerçeğe olan yakınlığı insanlığın özünü koruması ve uygarlığın gelişimi için var olması gereken değerlerdir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, Alevîlik ile Bektaşîliğin düşünsel-tarihsel misyonunun önemini görmüş ve sürece hizmet etmek için Almanya’da, 1997 yılında kurulmuştur. Enstitü, Alevîlik-Bektaşîlik gerçeğinin bilimsel bir çerçevede araştırılması, tarihsel sürecin analiz edilmesi, sözlü ve yazılı kaynakların tespiti, farklı bilim alanlarının konu ile ilgili araştırmalarının teşvik edilmesi gibi bilimsel, akademik nitelikteki çalışmaları programlamıştır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, Alevîlik ve Bektaşîliğin inançsal bir gerçek olduğu noktasından hareket ederek Alevî-Bektaşî inancının tarihsel, düşünsel yapısının devam ettirilmesi yönünde çalışmalara da öncelik vermektedir. Alevî-Bektaşî inancının mensubu olan kitleye ve tüm insanlığaöğretinin ritüel uygulamalarını, inançsal pratiklerini, felsefî söylemini anlatmak ve tanıtmak kurumun öncelikli amaçları arasındadır. Bu bağlamda Alevî­Bektaşî Kültür Enstitüsü’nün Almanya’daki merkezi bilimsel çalışmalar yanında inanç-kültür merkezi olarak da hizmet vermektedir. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, Alevî-Bektaşî düşün­inanç sistemlerinin tarihsel yapısını muhafaza ederek bilimsel bir zeminde kritik edilmesini ve içselleştirilmesini benimsemektedir. Ancak bu yaklaşımla Alevî-Bektaşî kitle, imam Ali’nin: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” şeklindeki sözünü ve Hacı Bektaş Velî’nin: jlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” öğüdünü doğru anlamış, yaşam içine almış olur. Bilimsel tavır ve yöntemin bir katkısı da Alevîlik-Bektaşîlik üzerine tarihten günümüze artarak gelen spekülasyonların, polemiklerin ve yanlışların tasfiyesi yönünde olacaktır.

 

Amaçlar ve Çalışmalar

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, öncelikli olarak Alevî-Bektaşî inancının tarihsel, düşünsel ve inançsal profilinin bilimsel açıdan ortaya konulmasını hedeflemektedir. Tarihi boyunca insan ve değerlerinin temsilciliğini yapan Alevîlik-Bektaşîlik egemen düşüncenin yarattığı siyasî, kültürel sebeplerden dolayı felsefî-düşünsel söylemini demokratik bir zeminde dillendirme, somutlaştırma imkânı bulamamıştır. Bu sosyolojik-tarihî realite, Alevîlik ve Bektaşîliğin yapı ve kurumlarını işletebilmesi noktasında sorunlar yaratmıştır. Yüzyıllara yayılan süreçte Alevî-Bektaşî inanç-kültür merkezleri sürekli denetim altında tutulmuş,öğretiye ait kaynak ve belgeler tahrip edilmiş, Alevî-Bektaşî inançlı topluluklar zorunlu göç, iskân gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalmıştır.

XXI. yüzyıla gelindiğinde Alevîlik-Bektaşîlik ile ilgili bilimsel çalışmalara olan ihtiyaç net olarak belirginleşmiştir. Alevîlik ve Bektaşîliğe ait sözlü ve yazılı kaynakların sağlıklı bir envanterinin yapılarak arşivlenmesi, bilimsel çalışmalar için öncelikli yere sahiptir. Alevî-Bektaşî kaynaklarını arşivleme, Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü’nün birincil amaç ve çalışmalarındandır. Tarihsel sürecin sosyolojik sebepleri bağlamında sözlü ve yazılı kaynaklarını tasnif edemeyen Alevîlik-Bektaşîlik için arşiv, tarihini geleceğe aktarmak adına son derece stratejik önem taşımaktadır. Arşivleme çalışmasının birinci boyutu, alan (saha) çalışmaları bağlamında tespit edilen şecere, ferman, icazetname, vakıf senedi gibi yazılı kaynakları kopyalamayı, tamir ve bakımının yapılarak muhafaza altına alınmasını içermektedir. Özellikle ocaklı dede ailelerinde mevcut olan tarihî belgeler, Alevî inanç-dede ocaklarının tarihsel gelişimlerini ve ocakların birbirleriyle kurumsal-inançsal bağlantısını tespit etmek açısından önem taşımaktadır. Alevî inanç-dede ocaklarına ait yazılı kaynaklar, Alevîliğin tarihsel boyutunu kritik etmek içinde öncelikli materyallerdir. Arşiv oluşturmada ikinci boyut, Alevîlik-Bektaşîlik öğretilerinin felsefî evrenini anlamakta öncelikli doneler olan nefes, duvaz imam, deme, deyiş, velâyetname (vilâyetname), cönk ve divanların kayıt altına alınmasıdır. Alevîlik ve Bektaşîliğin zengin bir edebiyat ve müzik geleneğine sahip olduğu bilimsel bir gerçektir. Âşıklık geleneği merkezli gelişen ve önemli bir estetik, düşünsel düzeye ulaşan Alevî-Bektaşî müziği ile ilgili çalışmalar da arşivleme çalışmalarına dâhil edilmelidir. Böylece tarihten günümüze sözlü olarak aktarılan, buna karşılık Alevîlik­Bektaşîlik düşün tarihi için temel dinamikler olan unsurlar tespit edilmiş olacaktır.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, arşivleme çalışmaları paralelinde elde edilen kayıtların; felsefe, tarih, sosyoloji, antropoloji, halkbilim, edebiyat, müzik gibi farklı bilim disiplinleri açısından analiz edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Böylece Alevî-Bektaşî kaynaklarının farklı bilim disiplinleri açısından kritiği sağlanacaktır. Bu sebeple Alevî­Bektaşî Kültür Enstitüsü, üniversitelerle kurumsal, bilimsel ilişkiler kurmak ve bu ilişkileri akademik düzeyde artırarak geliştirmek hedefindedir. Enstitü, bilimsel çalışma programlarında Alevîlik-Bektaşîlik konuları bulunan bilim insanları ile diyaloglara süreklilik kazandırarak bilim dünyası ile Enstitü arasındaki bilimsel irtibatları geliştirmeyi amaçlamaktadır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, üniversitelerde Alevîlik-Bektaşîlik üzerine hazırlanan yüksek lisans ve doktora tezi gibi akademik çalışmaları bilimsellik açısından önemli saymaktadır. Bu sebeple enstitü, mevcut tez çalışmalarının yayınlanmasını ön planda tutmaktadır. Akademik tezlerin yayınlanması, Alevî-Bektaşî literatürünün gelişmesi, tipoloji ve terminoloji çalışmalarının tamamlanması açısından önem taşımaktadır. Gerçekleştirilen akademik çalışmalara destek sağlanması, Alevîlik ve Bektaşîliğe yetkin düzeyde hâkim uzmanların yetişmesi, teşvik edilmesi bağlamında da önceliklidir. Günümüzde Alevîlik­Bektaşîlik ile ilgili çalışmaların en önemli açmazların birisi de konu üzerine ihtisas yapmış bilim insanlarının sayıca azlığıdır.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü; Alevîlik-Bektaşîlik ile ilgili bilimsel çalışmaları yayınlamak üzere bir dergi çıkarma faaliyetini de çalışma programına almıştır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü’nün yayını olarak altı aylık periyotlarla hazırlanacak derginin uluslararası bilimsel-akademik kriterleri taşıması planlanmaktadır. Türkçe ve Almanca tam metin olarak yayınlanacak dergide makalelerin ingilizce özetlerine de yer verilecektir. Oluşturulacak bilim ve danışma kurulları ile Alevîlik-Bektaşîlik konularında uzman bilim insanlarının, Alevî­Bektaşî inanç temsilcilerinin desteği sağlanacaktır. Yayınlanacak yazıların hakemler tarafından tutulan raporlar dâhilinde değerlendirilmesiyle dergi hakemli bir yayın olma özelliğini kazanacaktır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, dergi yayınlama çalışmasını akademik-bilimsel bilginin toplumsallaştırılması açısından önemsemektedir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, bilimsel çalışmalar çerçevesinde alan (saha) çalışmalarını da programına dâhil etmiştir. Alevîlik-Bektaşîlik düşün-inanç sistemlerinin tarihsel gelişim bölgeleri olan Anadolu ve Balkanlar’da bilimsel alan araştırmalarının sürdürülmesi, Alevîlik ve Bektaşîliğin sözlü, yazılı kaynaklarının tespiti açısından öncelikli bir çalışmadır. Öğretinin tarihine ilişkin önemli birçok veri, geçmişte alan çalışmalarıyla tespit edilmiştir. Önümüzdeki dönemde sürdürülecek alan araştırmalarıyla yeni bilgi ve belgelerin bulunması mümkün olacaktır. Alan çalışması bağlamında, özellikle Alevî inanç-dede ocaklarının etkinlik alanları ile, sürdürdükleri ritüel uygulamalar hakkındaki bilgilerin ve âşıklık geleneğine bağlı oluşan unsurların derlenmesi mümkün olacaktır. Alan çalışmaları paralelinde özellikle Alevî inanç-dede ocakları, Bektaşî tekkeleri ve öğretinin tarihî­karizmatik temsilcileri ile ilgili sözlü ve yazılı materyalin tespiti yapılacaktır. Bu çalışma bilim dünyasının Alevî-Bektaşî düşün-inanç sistemlerinin tarihsel, düşünsel, inançsal yapısını daha net tanımlamasını sağlayacaktır. Alan araştırmalarının benzeri bir bilimsel faaliyet de dünya üniversitelerinde ve uluslararası kütüphanelerde kayıtlı bulunan Alevî-Bektaşî metinlerinin kataloglanmasıdır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, belli bir program dâhilinde farklı merkezlerde kataloglar hazırlayıp oluşan kayıtları arşivine dâhil edecektir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü’nün Türkiye, Avrupa ve dünyanın farklı bölgelerinden olup Alevîlik-Bektaşîlik üzerine çalışmalar yapan bilim insanları ile bilimsel, akademik ilişkileri bulunmaktadır. Bu irtibatlar bağlamında Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü program dâhilinde belli aralıklarla sempozyum, konferans ve panel şeklinde organizasyonlar gerçekleştirmektedir. Enstitü, belirlenen konular üzerine uzmanların desteğini alarak Almanya’daki merkezinde bilimsel, akademik çalışmalar yerine getirmektedir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü’nün çalışmalarının içerisinde inançsal, kültürel içerikli etkinlikler de yer almaktadır. Alevîlik ve Bektaşîliğe ait temel ritüelleri, inanç pratiklerini yerine getirmek Alevî-Bektaşî Kültür Enstitü’nün kuruluş misyonlarındandır. Bu bağlamda muharrem ayı, nevruz, hıdırellez gibi Alevîlik-Bektaşîlik için önemli olan tarihlerde inançsal, kültürel içerikli faaliyetler yapmak kurumun temel fonksiyonlarındandır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü; Alevîlik-Bektaşîlik düşün-inanç sistemlerinin doğal, tarihsel ve düşünsel ekseninde zamanın gerçekleriyle paralel şekilde gelişimlerini sürdürmesi taraftarıdır. Bu nedenle kurum inançsal, kültürel çalışmalar kapsamında başta Hacı Bektaş Velî anma etkinlikleri olmak üzere Türkiye ve farklı ülkelerde gerçekleştirilen organizasyonlara düzenli olarak katılmakta ve destek vermektedir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, belli başlıklarda özetlendiği şekilde inançsal, kültürel ve bilimsel çalışmalar yürüten bir kurumdur. Enstitü; Alevîlik-Bektaşîlik düşün-inanç sistemlerinin geleceğe taşınması ve insanlığa tanıtılması yönünde sürdürdüğü faaliyetlerine önümüzdeki dönemde de devam edecektir. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü için önemli olan; her türlü ırk, din, dil, cins, millet ve ideoloji ayrımına karşılık, insanı bir gören, sevgiyi kutsal sayan, Alevîlik-Bektaşîlik öğretilerinin uygarlığa katkısının devam etmesidir.

 PDF Versiyonu için Tıklayın  | Hakkımızda Türkçe PDF

ALEVÎ-BEKTAŞÎ KÜLTÜR ENSTiTÜSÜ’NÜN GERÇEKLEŞTiRDiĞi ÇALIŞMALAR

1990’lı yıllar dünyada siyasal, askerî ve ekonomik anlamda iki kutupluluğun son bulup, yeni bir dünya düzeninin oluşmaya başladığı dönemdir. Bu dönemle birlikte, köklerini II. Dünya Savaşı sonrası şekillenen politik kamplaşmalarda bulan söylem ve uygulamaların tasfiyesi yaşanmıştır. Böylece dünya egemenlik mücadelesi, kapitalist yaşam ve üretim tarzı, kendi içinde bir evrim geçirmiştir. Mevcut gelişmeler Türkiye’ye de yansımış ve ülkede siyasal, kültürel, sosyal anlamda değişiklikler meydana gelmiştir.

Anadolu topraklarının XIII. yüzyıldan itibaren temel unsurlarından biri olan Alevî­Bektaşî düşün-inanç sistemleri de yaşanan sosyal, siyasal, kültürel dönüşümden etkilenmiştir. Tarih boyunca Alevîlik, Anadolu’da merkezî yönetim ve yapılanmanın dışında durarak geleneksel düşüncenin tepkisiyle karşı karşıya kalmıştır. Alevîliğin çevre (kırsal)nin düşünsel­inançsal kimliği olarak varlık göstermesi, Alevîlerin kapalı bir toplum özelliği almalarına sebebiyet vermiştir. Bu toplumsal profil XX. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. 1960’lardan itibaren Türkiye’nin temel bir sorunu olarak yaşanmaya başlayan göç ile birlikte kent, Alevî bireyin yeni sosyal, ekonomik ve kültürel gerçeği olmuştur. Aynı dönemde paralel olarak gelişen Avrupa’ya göç hareketi de önemli bir Alevî inançlı nüfusun Batı ülkelerinde kendilerine yeni yaşam alanları kurmalarını sağlamıştır. Yüzyıllar boyunca Anadolu kırsalında var olma mücadelesi veren Alevîler için kent yaşamı, olumlu kazanımlar sağlamış; fakat sosyal, kültürel, inançsal yeni sorunları beraberinde getirmiştir. Alevîler, kentin çok kültürlülük gerçeği içerisinde geleneksel-tarihsel kimliklerini sürdürme noktasında açmazlar yaşamışlardır. Kırsal yaşamda Alevî inanç-dede ocakları merkezli ve dedelik-taliplik temelli gelişen Alevîliğin kent zeminiyle bütünleşmesinde problemler oluşmuştur. Alevîlerin kent toplumu içerisinde karşılılaştıkları sıkıntılar 1990’lara kadar artarak devam etmiştir. 1990 sonrası dünya ve Türkiye’de yaşananlar Alevîleri, sorunlarını tespit etmeye, tartışmaya ve çözüm üretmeye sevk etmiştir. Alevîler kurdukları sivil toplum örgütleriyle kentte kimliklerini temsil etmeye başlamış, buna bağlı olarak da yakın dönem sivil hayatın en önemli örgütlenme hareketlerinden biri oluşmuştur.

Tarihsel, inançsal temsilini Hacı Bektaş Velî’nin karizmatik kişiliğinde bulan Bektaşîlik ise daha çok kent merkezli bir yapılanma içerisinde bulunmuş ve Anadolu ile Balkanlar’da örgütlenmiştir. ikinci Pir olarak anılan Balım Sultan tarafından gerçekleştirilen kurumsal­inançsal düzenleme ile Bektaşîlik, günümüze kadar geleneksel örgütlenişini devam ettirmiştir. Bektaşîlik XIV ve XV. yüzyıllar arasında yaşayan Kaygusuz Abdal tarafından Mısır’da kurulan tekke ile etkinlik sahasını Kuzey Afrika’ya kadar genişletebilmiştir. Başta istanbul olmak üzere Anadolu ve Balkanlar’da kent merkezlerinde organize olan Bektaşî tekkeleri özellikle Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk ve Kosova gibi ülkelerde önemli inanç-kültür birimleri olarak varlık göstermişlerdir. Bektaşî tekkeleri insan ögesini ön planda tutan düşün merkezleri olarak toplumsal hayatın içerisinde etkin rol oynamışlardır. Tarihsel süreçte Anadolu ve Balkanlar’da toplumsal, kültürel ve inançsal hayatın önemli bir öznesi olan Bektaşîöğretisi, günümüzde de dünyanın farklı bölgelerindeki Bektaşî tekkeleri ile insanlığa düşünsel, kültürel katkı sağlamayı sürdürmektedir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, tarihsel dönüşümlerini belli başlıklarla ifade etmeye çalıştığımız Alevîlik ve Bektaşîlik düşün-inanç sistemlerine dönük bilimsel, kültürel ve inançsal çalışmalar gerçekleştirmek amacıyla, 1997 yılında Almanya’da kurulmuştur. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü’nün temel misyonu, Alevîlik-Bektaşîlik düşün-inanç sistemlerinin düşünsel, tarihsel, inançsal çizgisini koruyarak geleceğe taşınması ve bilimsel açıdan araştırılmasıdır. Bu bağlamda Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü kuruluşundan itibaren kuruluş amacına uygun şekilde bilimsel, kültürel ve inançsal içerikli faaliyetler gerçekleştirmiştir. Bilimsel çalışmaların başında 10-11 Ocak 1998 tarihlerinde düzenlenen I. Uluslararası Alevî-Bektaşî Sempozyumu gelmektedir. Bonn şehrinde gerçekleştirilen sempozyuma çeşitli ülkelerden onlarca bilim insanı ve aydın katılmıştır. Sempozyum, Alevî-Bektaşî gerçeğinin bilimsel açıdan analiz edilmesi ve bir prototip oluşturulması açısından önem taşımaktadır. Bu etkinlikle Alevîlik-Bektaşîlik olguları uluslararası bilim dünyasına ve Avrupa üniversitelerine tanıtılmıştır. Sempozyumda, Irene Melikoff, Belkıs Temren, ilhan Selçuk, Fikret Otyam, Mehmet Temren, Mehmet Yaman, Veliyettin Ulusoy gibi isimler de sundukları bildirilerle Alevî-Bektaşî gerçeği üzerine bilimsel değerlendirmeler yapmıştır. G. Wiessner ve Mahzunî Şerif ise bildirilerini yazılı olarak göndererek etkinliğe katkıda bulunmuşlardır. Sempozyumun ardından sunulan bildiriler I. Alevî­Bektaşî Sempozyumu adı altında kitaplaştırılmıştır. Hazırlanan yayın ilgili çevrelere ve bilimsel kurumlara gönderilmiştir. Böylece akademik-bilimsel bilginin toplumsallaştırılması adına önemli bir hizmet gerçekleştirilmiştir. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, çeşitli üniversite ve kurumların Alevîlik-Bektaşîlik üzerine gerçekleştirdiği sempozyumlara da katılarak bilimsel gündemi takip etmiştir. Enstitü adına sunulan bildirilerle bu organizasyonlara bilimsel destek sağlanmıştır. Enstitü, bilimsel çalışmalar kapsamında panel, konferans gibi faaliyetler de düzenlemiştir. Alevî­Bektaşî Kültür Enstitüsü, önümüzdeki dönemde de sempozyum, panel, konferans boyutundaki çalışmalarını artırarak devam ettirecektir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, Alevîlik-Bektaşîlik düşün-inanç sistemleriyle ilgili hazırlanmış bilimsel içerikli kitap yayınları da gerçekleştirmiştir. Enstitü ilk olarak 1998 yılında Yrd. Doç. Dr. Ali Yaman tarafından hazırlanan Alevî-Bektaşî Bibliyografyası adlı kitabı yayınlamıştır. Bu çalışma Alevîlik-Bektaşîlik ile ilgili bilimsel yayınları kataloglaması açısından önemlidir. Alevî-Bektaşî literatürüne ait çalışmalar bilimsel bir metotla listelenmiş ve konu ile ilgili araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. Prof. Dr. Belkıs Temren’in hazırladığı Bektaşî ve Alevî Geleneklerinde Muharrem adlı çalışma da 2000 yılında Enstitü tarafından yayınlanan diğer bir kitaptır. Kitabın içeriğinde Kerbela olayı ve Muharrem ayı ile ilgili tarihsel, inançsal konulara yer verilmektedir. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, 2004 yılında ise ibrahim Bahadır tarafından kaleme alınan Alevî-Bektaşî Kadın Dervişleri adlı kitabı yayınlamıştır. Eserde, Alevî-Bektaşî düşün-inanç sistemlerinde kadına bakış ve kadının yeri konuları işlenmiştir. Ayrıca Alevîlik­Bektaşîlik tarihindeki tarihî-karizmatik kişiliğe sahip kadınlar tanıtılmaktadır.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, bilimsel çalışmalar bağlamında Alevîlik-Bektaşîlik konuları ile ilgili olarak sürdürülen araştırmalara da yer vermektedir. Enstitü, Alevî-Bektaşî düşün-inanç sistemleri üzerine farklı bilim disiplinleri açısından gerçekleştirilecek çalışmaların teşvik edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Enstitü, bu sebeple Ali Duran Gülçiçek’in Tahtacı Alevîler üzerine yürüttüğü alan çalışmasına ve Ali Haydar Avcı’nın Pir Sultan Abdal hakkında Sivas-Yıldızeli-Banaz köyü merkezli olarak bölgede gerçekleştirdiği araştırmalara destek sağlamıştır.

Alevî-Bektaşî tarihine ait sözlü, yazılı kaynakların tespiti ve kayıt altına alınması Enstitü’nün başlıca amaçlarındandır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, arşiv faaliyetlerini Alevî­Bektaşî tarihi ile ilgili olarak yapılacak önemli çalışmalardan biri olarak görmektedir. Bu bağlamda Enstitü, kurum ve araştırmacılara ait arşivleri kopyalama sistemi ile merkezinde kayıt altına almaktadır. Bu yöntemle Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Merkezi’ne ait yazılı, görsel materyal Enstitü arşivine dâhil edilmiştir. Alevîlik-Bektaşîlik konularında araştırmalar yürüten tek akademik kurum olan Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Merkezi’ne ait kayıtlar konu üzerine dünyada oluşturulmuş olan sayılı arşivlerinden biri olma özelliğini taşımaktadır. Ayrıca Ayhan Aydın’ın çalışmaları da yakın dönemde kopyalanarak Enstitü arşivine eklenmiştir. Arşiv, özellikle fotoğraf ve röportaj kayıtları açısından öncelik ve önem taşımaktadır. Her iki proje de Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü ve Şahkulu Sultan Vakfı tarafından ortaklaşa gerçekleştirilmiştir. Önümüzdeki dönemde de Alevî­Bektaşî Kültür Enstitüsü kurum ve şahıslara ait olup Alevîlik-Bektaşîlik konularında bilimsel önem taşıyan çalışmaları ve belgeleri kayıt altına almayı sürdürecektir. Enstitü’nün gerçekleştirdiği bilimsel çalışmalar arasında onursal başkanımız olup 2009 yılında vefat eden Prof. Dr. Irene Melikoff’la ilgili bilimsel ve biyografik bilgiler içeren belgesel kayıt çalışması da bulunmaktadır. Irene Melikoff, bu mülakatta Alevîlik-Bektaşîlik ile ilgili önemli değerlendirmeler yapmaktadır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, bilimsel çalışmalar bağlamında âşıklık geleneğiyle ilgili önemli kayıt çalışmaları da gerçekleştirmiştir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, bilimsel çalışmalara paralel şekilde sosyal, kültürel ve inançsal faaliyetler de gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda Enstitü, özellikle Alevî-Bektaşî inanç ve kültürüne ait en önemli organizasyonlardan biri olan Hacı Bektaş Velî anma etkinliklerine her yıl iştirak etmektedir. Kurum, bilimsel, inançsal ve kültürel açıdan önem arz eden tüm çalışmalara destek olmakta ve katılmaktadır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü inançsal ve kültürel çalışmalar gerçekleştirirken belli Alevî-Bektaşî kurumlarıyla ortak projeler yürütmektedir. Enstitü geçmiş dönemde özellikle Şahkulu Sultan Vakfı ve Karacaahmet Sultan Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği ile beraber çalışmalar gerçekleştirmiştir. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, her yıl hıdırellez, nevruz ve muharrem ayı ile ilgili inançsal ve kültürel programlar düzenlemektedir. Geleneksel hâle gelen hıdırellez kutlamaları iki yıldan beri Enstitü’nün Almanya’daki merkezinde organize edilmekte olup önemli bir katılım sağlanmaktadır. Hıdırellez törenlerine Alevî-Bektaşî inançlı topluluğun dışında farklı inanç ve kesimlerden konuklar da iştirak etmektedir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü gelecekte çalışmalarını artırarak devam ettirebilmek için vakıf modelinde yeni bir yapılanmaya gitmeye karar vermiştir. Vakıf kurulması için gerekli olan resmî çalışmalar büyük boyutu ile tamamlanmış olup Enstitü’nün vakfa dönüştürülmesi ile kurumsallık açısından önemli bir aşama katedilecektir.

Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, 2007 yılından itibaren Malberg 1 53547 Hausen (Wied) adresinde çalışmalarını sürdürmektedir. Enstitü’nün hizmet birimleri yaklaşık 12 dönümden oluşan bir alan üzerinde kurulu olup merkez bina giriş kat haricinde iki kattan oluşmaktadır. Enstitü’nün merkez binasında aşevi, yemek-mihman salonu, kütüphane, konferans salonu ve mihman (misafir) odaları bulunmaktadır. Ayrıca Enstitü bünyesinde Bektaşî inanç ritüellerinin pratik edildiği bir meydanevi ile Alevî erkânlarının gerçekleştirildiği bir cemevi yer almaktadır. Alevî-Bektaşî Kültür Enstitüsü, Alevîlik-Bektaşîlik düşün-inanç sistemleri ile ilgili çalışmalarını, önümüzdeki dönemde de artırarak devam ettirecektir.